Panama’da bir Burcu

Burcu gezentinin biridir. Mutlu olmadığı yerde çok duramaz, kimi zaman mutlu olduğu yerde bile çok durmaz. Ailesinin tek çocuğu, kedisinin annesidir. İzmir’de büyümüş, İstanbul’da okumuş ve iş hayatının esiri olmuştur.

Panama’ya yerleşmen nasıl oldu?

Üniversite sonrasında 4 sene yaşadığım Los Angeles’tan İstanbul’a geri taşınmış fakat hiç bir anlamda aradığımı bulamamıştım. Dijital pazarlama sektöründe çok yoğun çalışıyor, ne kazandığım parayı keyifle harcayabiliyor ne de sosyal hayatımı hakkıyla sürdürebiliyordum. Her fırsatta kısa seyahatlerle yurt dışına kaçar hale gelmiştim… Sevgilimin en büyük hayali yurt dışında bir iş bulmak ve birlikte yaşamaktı, sonunda işi buldu ve beni de kendisiyle Panama’ya yerleşmeye ikna etti. Ancak uzun süre tek başına yaşamış iki kişi olarak bu geçiş süreci bizim için hiç kolay olmadı.

Yoğun bir iş hayatını bırakıp bambaşka bir yaşama geçtin, zor olmadı mı?

Şimdi Panama’da ben hala turist statüsündeyim, 6 ay süreli giriş çıkışlarda vize istenmediği için sorun yaşamıyorum. Ancak burada çalışma iznim yok tabii. İlk aylarda çalışmıyor olmak beni büyük bir boşluğa düşürdü. 3 diploma ile kendini evde bulunca biraz sendeliyorsun. Bazı günlerim Netflix karşısında ya da sürekli ev işi yaparak geçiyordu. Yaşamımı, karakterimi tanımlayan şeyleri çok sorguladım. Üretmek istiyordum ama İstanbul’da içine sıkıştığım çarka yeniden girmek istemiyordum. İş sorunumu hemen çözmek mümkün değildi, ben de bunu fırsat bilerek öncelikle kendimi geliştirmeye yöneldim. Yıllardır okumak isteyip de vakit bulamadığım kitapları okumaya, hobiler edinmeye, hayatımda ilk defa düzenli yemek pişirmeye ve dolayısıyla sağlıklı beslenmeye başladım. Ayrıca yeni bir fotoğraf makinem var ve onu keşfetmeye çalışıyorum.

Bazı taşlar yerine oturmaya başlayınca iş konusunda bir girişimde bulunmaya karar verdim. Hayatımda ilk defa bir şirkete kurucu ortak olarak dahil oluyorum. Henüz piyasaya çıkmadığımız için bilgi veremeyeceğim ancak çok heyecan duyduğum bir projeyi dünyanın çeşitli köşelerinden 5 ortağımla beraber hayata geçirmekteyiz.

Bu süreçte kendinle ilgili neler öğrendin?

Şöyle bir örnek vereyim; burada bulaşık makinesi en lüks binalarda dahi nadir bulunuyor. Daireler beyaz eşyalı kiralanıyor ve çoğunda bulaşık makinesine uygun yer ayrılmamış oluyor. Bu sebeple her gün bulaşık yıkamaktan muzdaribim. Muzdaribim diyorum çünkü boyum uzun, buradaki tezgahlar ise oldukça kısa, dolayısıyla bulaşık belimi ağrıtıyor. Şimdi yeni bir eve taşınacağız ve ev gezerken bütün emlakçılara neden bulaşık makinesi yok diye sorduğumda aldığım cevap “Bizim burada bulaşık makinesi hizmetçidir” oldu! Tabi bizim hizmetçimiz yok… Neyse ki yeni evimize bulaşık makinesi koydurmayı başardık ve taşınmamıza sadece birkaç gün kaldı! Burada yaşarken bunun gibi küçük başarılardan mutlu olmayı ve sabretmeyi öğrendim. Evimizin mutfağı Pasifik Okyanusu’na bakıyor, her gün ev işlerini yaparken söylenmek yerine müzik açıp bir yandan bu manzaraya odaklanıyorum. Tabii evde çok uzun süreler yalnız kalıyorum, uzun süreli yalnızlıklarla, aile ve arkadaşlarımdan çok uzakta olmakla baş etmeyi de öğrendim. Ben çok şehir değiştirmiş biriyim ve defalarca eşyalarımın çoğundan kopmak zorunda kaldım, İstanbul’daki evimi kapatırken yıllarca birikmiş eşyaların üzerimde ağırlık yaptığını hissettim ve bundan böyle minimalist bir yaşam sürmeye karar verdim. Kendime iki valiz sınırlaması koydum ve şimdi bunu aşmamaya özen gösteriyorum. Artık kullanmadığım bir eşyamı elden çıkarmadan bir yenisini almıyorum. Hayatımı zenginleştirirken eşyaları azaltıyorum.

Dil konusu nasıl, İngilizce ile rahat anlaşabiliyor musunuz?

Panama bir expat şehri, ancak çoğunluk Latin Amerika’dan olduğu için İspanyolca kesinlikle birincil dil. Amerika etkisinden dolayı İngilizce’nin yaygın olacağını beklersiniz ama öyle değil, çoğu işinizi yapabilmek için İspanyolca’ya ihtiyaç var. Ben İtalyanca ve Fransızca bildiğim için İspanyolcayı genelde anlıyorum, ama cevap verirken düşünmem gerekiyor. Tabii bir yandan bu yeni dili öğrenmeye de çalışıyorum. Maalesef burada İspanya ya da Meksika olduğu gibi kolay anlaşılır bir aksanla konuşmuyorlar, kelimeleri ve bazı harfleri çok yutuyorlar ve çok çok hızlı konuşuyorlar.

Panama ve etrafını bize biraz anlatacak olursan?

Panama dendiğinde akla ilk kanal geliyor, gelmesi de normal çünkü bu toprakların bir ülke haline gelmesinde de, komşu ülkelere göre refah içinde olmasında da en büyük payı başkent Panama City ile Colon arasında yer alan Panama Kanalı üstlenmiş. Buradaki vergi yasaları şirketlere büyük kolaylıklar sağladığı için ben yapısal olarak Dubai’ye benzetiyorum. Yaşam tarzı olarak ise Panamalılar kendilerine zaten uzun süre denetiminde kaldıkları Amerika’yı örnek almış. Yine Dubai’ye benzerliğinden bahsedecek olursak Panama City’de de gökdelen sayısı oldukça yüksek. Aslında küçük bir şehir olmasına karşın fotoğraflarda ihtişamlı gözükmesinin sırrı burada.

Ancak gökdelenlere aldanmamak gerek; müziğe olan sevgileri, romantik diziler ve karnavallarıyla Panama aynı zamanda bir Latin Amerika ülkesi. Bu arada bizim dizilerimize de bayılıyorlar ve benim hiç duymadığım karakterleri ezbere sayabiliyorlar. Sokaklar Türk dizilerinin reklamlarıyla dolu. Bu coğrafyanın doğası çok zengin. Ekvatora yakınlığından dolayı sadece iki mevsim yaşanıyor; yağmurlu ve yaz. Sıcaklık ise bütün sene 30 derece civarlarında. İki okyanusa da kıyısı olduğu için birbirinden farklı birçok çekiciliğe ev sahipliği yapıyor. Bir başka ilginç bilgi olarak şunu belirtmeliyim; biz İstanbul’dan alışkınız ama iki farklı kıtayı birbirine köprülerle bağlayan bir şehir Panama City.

Ülkedeki kimi eyaletler bölge yerlilerinin özerk toprakları niteliğinde. Örneğin hafta sonları gitmeyi çok sevdiğimiz San Blas adlı takımada Guna Yala kabilesinin topraklarında yer alıyor. Bu alana girerken pasaport kontrolünden geçiliyor ve ayakbastı parası veriliyor.

Guna Yala yerlileri bizim daha çok Afrika’dan tanıdığımız kabileler gibi bir giyim tarzına sahip; çok renkli boncuklarla yapılmış aksesuarlar ve işlemelerle bezeli kumaşları seviyorlar. Hükümet bundan çok önce bir kıyafet kanunu ile modern giyinmelerini sağlamak istemiş ancak bu kanunu denetlemeye gelen polisleri yerliler kılıçtan geçirmiş. O günden sonra istedikleri şekilde giyinme haklarını geri almışlar.

San Blas 365 adet adadan oluşan bir adalar topluluğu. Panama’nın Karayip Denizi’ne bakan kıyısında yer alan bu coğrafya tam bir ıssız ada cenneti. Yerliler bizi kıyıdan küçük motorlu teknelerle alıyor ve seçtiğimiz bir adaya bırakıyor, dönme vaktimiz geldiğinde ise aynı şekilde yeniden kıyıya geri götürüyor. Tek geçim kaynakları turizm olduğu için her türlü hizmetten yüksek denilebilecek meblağlar talep ediyorlar, pazarlık yapmakta fayda var. Ancak bu fiyatlara kanıp iyi bir hizmet alacağınızı sanmayın; çoğu adada tuvalet dahi yok. Birkaçında gece konaklanabilecek kiralık çadır ya da kulübeler mevcut, sanırım 3-4 tanesinde ise birer restoran var.

Buralara gitmeyi düşünürseniz, en ilkel koşulları düşünerek gitmeniz gerek! Hiçbir anlamda konfor sağlayıcı şeyleri bulamıyorsunuz. Herhangi bir internet ya da telefon bağlantısı da yok. O yüzden biz yiyeceğimiz, suyumuz, çadırımız, güneş kremimiz, böcek ilacımız, vs. tam teşekküllü gidiyoruz. Bazen kaptanın bizi bıraktığı adada unutabileceğini düşünüp gülüşüyoruz. Bunlara rağmen herkese burayı tavsiye ediyorum. Bir Egeli olarak başka yerde yüzmeyi çok sevemiyorum ama doğal güzelliklerine ve ıssız bir adada her şeyden uzak, dünyanın geri kalanından kopmuş olma hissine bayılıyorum.

Eğer adalarda kalmayı düşünüyorsanız, çadır tavsiye ediyorum. Kendi çadırınız olmasının alternatifi çadır kiralamak ya da kabinde kalmak. Kabinin geceliği 100-150 dolar olabiliyor. Bir önemli bilgi daha; tekneye ulaşmak için gittiğimiz yol oldukça virajlı ve sonrasında da bir tekne yolculuğu var. Eğer araba ve tekne sizi tutuyorsa bunun için önlem almanızı tavsiye ediyorum.

Panama’da yapılmasını önerdiğim bir diğer aktivite ise farklı kabilelerin kültür turları. Örneğin Panama City’ye bir saat uzaklıkta Emberra kabilesinin özerk toprakları var. Bu kabile maddi sorunlar yaşadığı için kültür turizmine başlamışlar. Şehirden turlar 100 dolar civarında fakat eğer kabilenin reisi ile doğrudan iletişim kurabilirseniz fiyat 30 dolara kadar düşüyor. Bu kişiler ile genelde WhatsApp üzerinden, Google Translate desteğiyle anlaşıyoruz! Turlar ilginç ve güzel, kendi geçmişlerini anlatıyorlar, dans gösterileri yapıyorlar, ritüellerini ve giyim kuşamlarını paylaşıyorlar. Kulağa biraz turistik gelebilir ama bu kazandıkları para ile çocuklarını okutuyorlar, bu kısmı güzel.

Benim kirliliği nedeniyle çok sevemediğim Pasifik Okyanusu kıyısı ise Panama’nın sörf cennetlerini barındırıyor. Bazı plajlar siyah kumlu, sörf yapmasam da özellikle o plajlarda zaman geçirmeyi seviyorum.

Panama Kanalı ise gezginler için önerebileceğim başka bir destinasyon. Biri şehir merkezinde biri ise kanal kıyısında olmak üzere iki müzesi var. Kanalın Kuzey ucunda yer alan Colon’a kadar giden nostaljik bir trenle iki saatlik bir yolculuk yapabilir, yol boyunca bir yanda yemyeşil doğayı ve diğer yanda kanal trafiğini seyredebilirsiniz. Ancak Colon çok güvenli bir şehir olmadığı için trenden indiğinizde doğrudan bir araca atlayıp Isla Grande’ye gitmenizi ya da Portobelo’da Siyahi İsa heykeli barındıran eski kiliseyi ziyaret etmenizi ve bu kıyıdaki restoranlardan birinde ziyafet çekmenizi öneririm.

Benim gezme şansı bulup çok beğendiğim başka bir yer de Bocas del Toro. Yine Karayipler tarafında bulunan bu takımadaya genelde Panama City’den bir saatlik bir pırpır uçak yolculuğuyla ulaşılıyor. Merkez adada çok çeşitli restoranlar, barlar, kafeler ve dükkanlar yer alırken kimi adalarda dalış merkezleri, kimilerinde lüks oteller ya da hosteller var. Bu adalar arası trafik yine lancha ismi verilen üstü brandayla örtülmüş motorlu kayıklarla yapılıyor. Lanchaları taksi gibi bireysel kiralayabilirsiniz ancak genelde dolmuş usulü çalışıyorlar. Bastimentos isimli adadaki plajlardan Red Frog adını bölgenin meşhur kırmızı kurbağalarından alıyor. Seyahatlerde aranan çoğu şeyi birlikte barındırdığını düşündüğüm için kısa süreli Panama’ya gelecek birilerine her bütçeye uygun opsiyonları da olduğu için öncelikle Bocas del Toro’yu önerirdim.

Kedin Kıtır seninle birlikte Panama’ya geldi? Zor oldu mu?

Yolculuktan önce konsolosluktan gerekli evrakları öğrendim. Tabii çeşitli süreçlerden geçmemiz, bakanlıklardan ve veterinerimizden onay almamız gerekti. Evcil hayvanlar Panama’ya ilk geldiğinde bir aylık ev karantinasına alınıyor. Eğer uygun görülmezse ve evrakları eksikse geri gönderiliyor. Bu da hayvan için bir işkenceye dönüşebilir. Çoğu ülkenin kuralları farklı o yüzden evcil hayvanınızı başka bir ülkeye götürürken o ülkenin yasalarını ayrıntısıyla öğrenin, uzun yolculuk için de hazırlık yapın! Kıtır zaten evde yaşayan bir kedi olduğu için ev karantinası bizi pek etkilemedi. İzmir’den Panama’ya üç farklı uçuş gerçekleştirdiğimiz 28 saatlik yol boyunca bizi hiç üzmedi. Kilosu uygun aralıkta olduğu için kabinde yanımızdaydı, ilerlemiş yaşı nedeniyle sakinleştirici bir ilaç veremedik, ona rağmen son derece uslu davranarak, bolca uyuklayarak geldi.

Kültür şoku yaşadın mı?

İş yapma(ma) biçimleri beni gerçekten çok şaşırttı. Biraz fazla rahatlar, o yüzden insanların sözlerine güvenmek oldukça güç. İstisnasız her şey gecikebilir ya da iptal olabilir. Mesela eve servis gelecek, son dakikada ve hatta üç saat beklettikten sonra bile ‘’iptal edilebilir’’ ya da daha kötüsü hiç haber verilmeyebilir.

Panama’da fazla milli bir bilinç yok. Zaten diğer Latin Amerika ülkeleri gibi bir bağımsızlık mücadelesi de verilmemiş. 1990’ların sonunda Panama Kanalı ve gelirleri Amerika tarafından Panamalılara teslim edildikten sonra oldukça rahat bir hayatları olmuş. Orta Amerika’nın en zengin ülkesi burası. Tabii bu ekonomik rahatlık da hizmet sektörüne yansımız. Panama’da istediğin bir şeyi yaptırabilmek için sen mücadele veriyorsun.

Panama yemek kültürü ile ilgili düşüncelerin neler? Panama’da dışarıda yemek seçenekleri nasıl? Tavsiyelerin var mı?

Yemek kültürü expat nüfusu sebebiyle çok zengin. Her şeyi bulmak mümkün. Klasik bir Panama tabağını şöyle anlatabilirim; hindistan cevizi sütüyle pişirilmiş pilav, kızartılmış balık, kızartılmış plantain ya da yuca ve yanında ufak bir salata. Deniz ürünleri oldukça bol olduğu için ceviche çeşitleri açısından zenginler. Zaten Panama’nın ismi eski dilde “balık bereketi” demek. Deniz ürünleri bu sebeple uygun fiyatlı da oluyor ve her yerde meze niyetine tüketilebiliyor.

Şehrin merkezinde İspanyolların yerleştiği ilk bölge olan Casco Viejo isimli ufak bir semt var. Rengarenk 2-3 katlı binalar, balkonlarda çiçekler ve koloniyel mimari ile oldukça tatlı bir yer. Burası bir dönem son derece tekinsizmiş, uyuşturucu pazarının meskeniymiş ancak şimdi semt yenilenmekte, köhne binalar aslına uygun şekilde restore edilip yerlerine butik oteller, restoranlar, barlar, kafeler açılıyor. Bizim sevdiğimiz üç farklı yerel birahanenin burada şubeleri var, ülkede üretim çok nadir olduğu için onların benim için yeri ayrı. Casco Viejo bu restorasyon sürecinde zenginleştikçe zenginleştiği için çeşitli füzyon mutfakları da burada bulmak mümkün. Burada frozen yogurt ya da dondurma alıp sokaklarda gezebilir, butiklerden alışveriş yapabilir, coğrafyanın en meşhur ürünü kahvelerden tadabilir, lüks restoranlardan birinde şık bir akşam yemeği yiyebilir, Casa Casco adlı barın terasında Abuelo romlu kokteylini yudumlayıp Kuzey ve Güney Amerika kıtalarını birbirine bağlayan Puente de las Americas’ı seyredebilirsin.

Panama yemeklerini tanımak isteyen bir misafirimiz olduğunda onu El Cangrejo’da yer alan El Trapiche adlı klasik Panama restoranına götürüyoruz. Menüde bolca deniz ürünü ve ızgara et yemeği var. Ancak salatalar ve ceviche çeşitleri de çok güzel. Karides ceviche’sine ketçap sıkmalarını ve bunun gelenek olduğunu söylemelerini kabullenemesem de bu restorandan hep memnun ayrılıyorum.

Panama’da başına gelen ilginç bir olayı anlatabilir misin?

Panama’da her şey WhatsApp üzerinden yürüyor… Eve yemek sipariş ederken de, işle ilgili bir görüşme yaparken de kullanılan mecra burası. Bundan iki ay kadar önce yeni bir ev seçtik ve oraya taşınmak için tüm hazırlıkları yapmaya başladık. Kontratta bir eksiklik ortaya çıktı, bankadan alınması gereken bir evrak vardı. Emlakçıyla bunları yazışırken ortaya çıktı ki ev sahibi aslında evin yasal sahibi değilmiş ve bankadan evrak alamazmış. Tahmin edersin ki oldukça zor durumda kaldık çünkü taşınmamıza günler kala açıkta kalmıştık. Bu yazışma esnasında emlakçımızın açıklama yapmak ya da çözüm önermek yerine gözü yaşlı gülen surat ya da suratını kapatan maymun emojileri göndermesi benim sinirime dokunmadı diyemem! 🙂 Söylememe gerek yok sanırım ama ev arayışımıza başka bir emlakçı ile devam ettik.

Sadece negatif bir şey anlatarak ülkeye haksızlık etmiş olmak istemiyorum. Türkiye Panama’ya çok uzak olsa dahi iyi bilinen bir ülke ve burada Türk olduğunuzu söylediğinizde güler yüzle karşılaşıyorsunuz. Daha önce dizilerimizi çok sevdiklerinden bahsetmiştim, sanırım bu sayede bizi de millet olarak sevmeye başlamışlar. Arabayla çevirmeye denk geldiğimde ya da havaalanında kontrollerden geçerken tüm memurlar pasaportumu gördüklerinde gülümsüyor ve her seferinde bana çok yardımcı davranıyorlar. Genelde kötü bir ünümüz olduğu için bu benim hoşuma giden bir sürpriz oldu.