Baharatlar Tarihi’nde Endonezya Adaları

Endonezya’da geçirdiğimiz bir yılın sonunda artık meşhur Maluku adalarına gitmemiz şart olmuştu. Hele de baharat aşığı bir çiğ beslenme şefi olarak bu gezi beni daha çok heyecanlandırıyordu. Baharat, yemeklerin özü. Seyahat ise benim hayatımın özü. Bir tutam muskat nasıl balkabağı çorbasını tamamen değiştirebilirse, ufacık bir gezi de benim yaşamıma o kadar tat katabiliyor. Ya kış çayınıza koyduğunuz bir parça tarçına ne demeli? Yıldız anason, tarçın ve muskat, yemeklerin gizli kahramanları ve bir zamanlar tarihi değiştiren baharatlar. Ve biz bu baharatların doğduğu adalara, yani Maluku adalarına doğru yola çıktık bile.

İlk durağımız Bunaken adası. Bunaken’e ulaşmak işin doğrusu o kadar kolay değil. İlk önce Bali’den Manado’ya uçtuk. Manado’dan ayarladığımız araç ile bizi Bunaken’e götürecek teknenin olduğu koya gittik. Fakat deniz çekildiği için tekne karaya yanaşamadı ve biz yaklaşık 500 metre yürüyerek tekneye vardık. Bu sırada hava iyice karardı, ve işte o an bu kocaman boşlukta yıldızların ne kadar da parlak ve çok olduğunu gördüm. Ağzım kulaklarımda tekneye bindim ve adaya doğru yarım saatlik yolculuğumuz başladı. Bunaken çok fazla konaklama seçeneği olan bir ada değil. Biz işletmecisi Hollandalı olan bir eko-otelde konakladık. Sabah olup nerede olduğumuzu anlayınca mutluluktan ağlamak istedim. Evet, terkedilmiş ıssız ada işte burası! Hemen bir balıkçı teknesi kiralayıp dalışa gittik. Burası gördüğüm en canlı mercan resifine sahip adalardan biriymiş meğerse! Rengarenk resifi görünce bir kez daha ağlamak istedim 🙂 Akşam da hindistan cevizlerimizi yudumlarken yıldızları izleyip bir sonraki günleri planladık.

Gerçek baharat adalarında ilk durağımız Ternate. Ternate doğu Endonezya Maluku adaları zincirinde tarihsel olarak en önemli adalardan. Garuda Havayolları ile Manadou’dan kalkan uçağımız saat 1pm civarlarında Ternate’ye indik. Hemen bir motor kiralayıp ana şehir Kota’dan geçip kalacağımız villaya ulaştık. İkram edilen Sirsak (tropic bir meyve) suyu ile canlanıp hemen yola koyulduk. İlk durak Sultan’ın Sarayı oldu. Tabi burada söylememiz gerek Ternate hala bir Sultanlık ve Sultan tarafından yönetiliyor. Ternate, dünyanın en önemli karanfil üreticiyken, Ternate Sultanı da doğal olarak Endonezya’nın en önemli Sultanlarındanmış. Biz tam sarayın oralarda dolanırken, bahçede bir seramoni olduğunu gördük. Ufaktan kafamızı sokup ne olup bittiğine bakarken kalabalık bizi içeri davet etti. Meğerse 2 yıl once vefat eden Sultan’ın iki oğlu arasından tahtın hangisine kalacağı o gün belli olacakmış. Ben kadınlar tarafında, Stef ie erkek tarafında alınıp bolca ikramlandık. Açıkçası Kraliyet Ailesi’nin bir parçası olma deneyimi ufaktan da olsa hoşuma gitmedi değil! Sultan’a Hoşgeldin Seramonisine uzaklardan gelen bu yabancıların katılması onların da hoşuna gitti ve bize çok sıcak bir misafirperverlik gösterdiler. Bizde yeni Sultan’a şans dileyip yola devam ettik.

Motorumuza atlayıp Tidore volkanik adasından gün batımını izlemeye gittik. Burada Endonezya’nın parası Rupiah’ların 1000 değerinde olanlarının üzerindeki manzaraya bakan Floridas Restaurant’ına gittik. Volkanların üzerini kaplayan bulutlar, yeşil manzara ve mavi okyanus gerçekten duvar kağıdı gibiydi.

Bugün hepimiz neredeyse tüm baharatları tanıyoruz. 14. Yüzyılda ise durum biraz daha farklıydı. Okyanuslarda yıllar süren yolculuklar, kanlı savaşlar ve bitmeyen çatışmaların çoğu baharatlar uğruna yapıldı. Tabi bunun sebebi sadece lezzetli yemekler yapmak değildi! O zamanlarda baharatlar etleri korumak (buzdolabı olmadığı düşünülürse), ilaç, kozmetik, afrodizyak ve tatlandırı olarak kullanılıyordu. İşin özü bugün önde gelen sektörler o zamanlar baharat piyasası tarafından domine ediliyordu. Ve bu baharatların en önemli olduğu adalardan biri de Maluku Adaları’ydı.

Bugün Fort Castella’da 600 yıllık kocaman bir karanfil heykeli görebilirsiniz. 15. Yüzyılın başında Hollandalılar Ternate’ye gelip Sultan’ın da desteğiyle adayı Portekizlilerden almışlar ve Hollanda hakimiyetini başlatmışlar. Önceleri Sultan tarafından İspanyol ve İngiliz güçlere karşı bir tampon güç olarak görülen Hollandalılar, aslında Endonezya’yı kolonileştirmeye başlamışlar. Ve baharat ticaretinin etkisinin azaldığı 19. Yüzyıla kadar da Ternate önemli bir karanfil merkezi olmaya devam etmiş.

Ertesi gün otel sahibinin tavsiyesiyle tepelere doğru tırmanıp muskat ve karanfil üreticierini ziyaret ettik. Tüm sokaklar yeni hasat edilmiş, kıpkırmızı muskat ve karanfiller ile doluydu. Muskat’ın dışındaki kırmızı kabuk, ironik olarak adeta bir mücevhere benziyor. Ellerimde karanfil kokusuyla ikinci durağımız olan Batu Angus volkanik kayalarına doğru yola çıktık. Adeta bir bilim kurgu filmi ya da başka bir gezegen olan bu doğal oluşum beni çok etkiledi; işin güzel ve ilginç yani bizden başka turist olmamasıydı. Yine de oldukça bakımlıydı ve iyi korunmuştu ve karşıdaki Tidore adası manzarası ile keyfime diyecek kalmadı.

Bu arada yol boyunca herkes bize “Hello Mister” diye sesleniyordu. Herkes derken gerçekten herkes! Ve evet, bana da Mr. (Bayım) diyorlar J Ben de bay olmayı kabul edip bu selamları kocaman bir gülümsemeyle karşıladım. Ve Tolire Gölü’ne doğru yola koyulduk. Burası da yemyeşil bir volkanik göl. Çok daha güzellerini gördüğümüz için belki de şımarıklıktan çok etkilendiğimi söyleyemeceğim. Ama hayatımda yediğim en güzel muz cipsini yedim, o ayrı.

Kafamda 500 yıl öncesi, baharat savaşları, hala aynı naiflikte insanlar ve harika bir doğa ile yolun sonuna geldik. Eğer dünya tarihi’ne ilginiz varsa, burası kesinlikle doğru rota! Endonezya’lıların en doğal misafirperverlikleri, harika dalış noktaları, yerel yemekler, tropik manzaralar ve dopdolu bir tarih. E bana daha ne diyeyim! Ve tabiki baharatlar!

Yolunuz açık olsun!